Bir kişi kendisine veya başka bir kişiye yönelik haksız saldırı karşısında saldırıyı önlemek amacıyla hareket ettiğinde gerçekleştirdiği fiil her durumda suç oluşturmaz.
Türk Ceza Kanunu m.25/1 uyarınca;
kişinin kendisine veya başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız saldırıyı, o andaki hâl ve koşullara göre saldırıyla orantılı biçimde defetmek zorunluluğuyla gerçekleştirdiği fiillerden dolayı faile ceza verilmez.
Bu kurum ceza hukukunda meşru savunma veya meşru müdafaa olarak adlandırılmaktadır.
Meşru müdafaa bir ceza indirimi nedeni değildir.
Şartlarının tamamen gerçekleşmesi hâlinde fiilin hukuka aykırılığı ortadan kalkar ve sanık cezalandırılmaz.
Bu yönüyle meşru müdafaa, haksız tahrikten önemli ölçüde ayrılmaktadır.
Haksız tahrikte sanığın cezasında indirim yapılırken, meşru müdafaada şartların bulunması hâlinde ceza verilmez.
Ancak her kavga, saldırı veya tehdit olayında meşru müdafaa hükümlerinin uygulanması mümkün değildir.
Ceza yargılamasında temel olarak;
“Haksız bir saldırı var mıydı?”
“Saldırı başlamış mıydı veya başlaması ya da tekrarı muhakkak mıydı?”
“Savunma gerçekten gerekli miydi?”
“Savunma saldırıyı gerçekleştiren kişiye mi yöneldi?”
ve
“Savunma ile saldırı arasında somut olayın koşullarına göre makul bir oran var mıydı?”
sorularının cevaplandırılması gerekir.
Meşru Müdafaa Nedir?
Meşru müdafaa, kişinin kendisine veya başka bir kişiye ait bir hakkı haksız saldırıya karşı korumak amacıyla zorunlu ve orantılı şekilde gerçekleştirdiği savunmadır.
Meşru müdafaanın temelinde hukuk düzeninin saldırıya uğrayan kişiden saldırıya boyun eğmesini beklememesi bulunmaktadır.
Kişi saldırı karşısında kendisini veya başkasını koruyabilir.
Ancak savunmanın amacı saldırganı cezalandırmak veya ondan intikam almak değil, saldırıyı bertaraf etmek olmalıdır.
Meşru Müdafaanın Hukuki Dayanağı Nedir?
Meşru müdafaa 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 25/1. maddesinde düzenlenmiştir.
Düzenlemeye göre kişinin kendisine veya başkasına ait herhangi bir hakka yönelen haksız saldırıya karşı savunmada bulunması mümkündür.
Dolayısıyla meşru müdafaa yalnızca yaşam hakkını korumaya yönelik değildir.
Vücut bütünlüğü, cinsel dokunulmazlık, özgürlük ve koşulları varsa malvarlığı gibi hukuken korunan haklara yönelik saldırılar bakımından da gündeme gelebilir.
Meşru Müdafaanın Şartları Nelerdir?
Yargıtay uygulamasında şartlar temel olarak saldırıya ve savunmaya ilişkin koşullar şeklinde incelenmektedir.
Saldırı bakımından;
haksız bir saldırının bulunması,
saldırının hukuken korunabilir bir hakka yönelmesi
ve saldırı ile savunma arasında zaman bakımından bağlantı bulunması gerekir.
Savunma bakımından ise;
savunmanın zorunlu olması,
saldırgana yönelmesi
ve saldırıyla orantılı olması gerekir.
Bu şartlar somut olayın gerçekleştiği andaki koşullara göre birlikte değerlendirilmelidir.
Meşru Müdafaa İçin Bir Saldırı Bulunması Şart Mıdır?
Evet.
Meşru müdafaanın temel şartı saldırının varlığıdır.
Ortada gerçek veya gerçekleşmesi ya da tekrarı muhakkak bir saldırı bulunmadan kişinin yalnızca korku, tahmin veya şüphe üzerine başka bir kişiye saldırması kural olarak meşru müdafaa oluşturmaz.
Örneğin;
“Bir gün bana saldıracağını düşünüyordum.”
şeklindeki soyut düşünce meşru müdafaa için yeterli değildir.
Saldırının somut ve güncel olması gerekir.
Saldırının Haksız Olması Gerekir Mi?
Evet.
Meşru müdafaa yalnızca haksız saldırıya karşı mümkündür.
Hukuk düzeninin izin verdiği bir davranışa karşı meşru müdafaa ileri sürülemez.
Örneğin kanuni şartları oluşmuş ve hukuka uygun biçimde gerçekleştirilen bir yakalama işlemine karşı kişinin şiddet kullanması kural olarak meşru müdafaa kapsamında değerlendirilemez.
Ancak kamu görevlisinin kanuni yetkisinin dışına çıkarak haksız saldırı niteliğinde davranışlarda bulunması durumunda olayın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.
Saldırının Suç Oluşturması Şart Mıdır?
Meşru müdafaa bakımından temel ölçüt saldırının haksız olmasıdır.
Her olayda saldırganın cezai sorumluluğunun bulunması zorunlu değildir.
Önemli olan saldırıya uğrayan kişinin hukuken korunması gereken hakkına yönelen objektif olarak haksız bir saldırının bulunmasıdır.
Bu nedenle saldırganın kişisel cezai sorumluluğu ile saldırının haksızlığı birbirinden ayrılmalıdır.
Saldırının Başlamış Olması Şart Mıdır?
Her durumda fiilen başlamış olması gerekmez.
TCK m.25/1 yalnızca gerçekleşmekte olan saldırıyı değil;
gerçekleşmesi muhakkak olan
ve
tekrarı muhakkak olan
saldırıyı da kapsamaktadır.
Dolayısıyla kişinin saldırının ilk darbesini yemesini beklemesi gerekmez.
Ancak saldırının gerçekleşeceği konusunda yalnızca soyut bir ihtimal yeterli değildir.
Saldırının başlamasının muhakkak olduğu somut olayın koşullarından anlaşılmalıdır.
“İlk Yumruğu Yemeden Kendimi Savunabilir Miyim?”
Koşulları varsa evet.
Meşru müdafaa için saldırganın mutlaka ilk darbeyi vurmasını beklemek gerekmez.
Örneğin bir kişinin elindeki bıçakla sanığa doğru koşarak açıkça saldırmaya başlaması hâlinde sanığın bıçağın vücuduna temas etmesini beklemesi aranmaz.
Çünkü saldırının gerçekleşmesi artık muhakkak hâle gelmiştir.
Ancak yalnızca;
“Bana ters baktı, saldıracağını düşündüm.”
şeklindeki varsayım aynı şekilde değerlendirilemez.
Gelecekte Gerçekleşebilecek Saldırıya Karşı Meşru Müdafaa Olur Mu?
Saldırının gelecekte gerçekleşmesi yalnızca ihtimal dâhilindeyse meşru müdafaa olmaz.
Örneğin;
“Beni haftaya öldüreceğini söyledi, ben de bugün gidip onu vurdum.”
şeklindeki bir olayda güncel veya gerçekleşmesi muhakkak saldırı şartının bulunup bulunmadığı ayrıca değerlendirilir.
Meşru müdafaa gelecekte meydana gelmesi belirsiz bir saldırıyı önceden cezalandırma yetkisi vermez.
Tekrarı Muhakkak Saldırı Ne Demektir?
Bir saldırı kısa süreli olarak kesilmiş olsa bile olayın koşullarından hemen tekrar başlayacağı açıkça anlaşılıyorsa saldırının devam ettiği kabul edilebilir.
Örneğin saldırgan kısa süreliğine uzaklaşmış ancak silah almak üzere hemen geri dönmüş veya saldırıya devam edeceğini açıkça ortaya koymuş olabilir.
Burada belirleyici olan saldırının gerçekten sona erip ermediğidir.
Saldırı Tamamen Bittikten Sonra Meşru Müdafaa Olur Mu?
Kural olarak hayır.
Saldırı sona erdikten sonra gerçekleştirilen karşı saldırı artık saldırıyı defetmeye değil, çoğu durumda saldırgana karşılık vermeye veya intikam almaya yöneliktir.
Örneğin saldırgan olay yerinden uzaklaşmış ve artık herhangi bir saldırı tehlikesi kalmamışken kişinin saldırganı takip ederek vurması meşru müdafaa kapsamında değerlendirilmeyebilir.
Bu durumda şartları varsa haksız tahrik gündeme gelebilir.
Kaçan Saldırganın Arkasından Ateş Etmek Meşru Müdafaa Mıdır?
Saldırının gerçekten sona erip ermediğine göre değerlendirilir.
Saldırgan silahını bırakmış ve olay yerinden kaçıyorsa artık saldırının devam etmediği sonucuna ulaşılabilir.
Bu durumda arkasından ateş etmek saldırıyı defetme amacı taşımayabilir.
Ancak saldırgan uzaklaşırken hâlen ateş ediyor veya saldırıyı devam ettiriyorsa olay farklı değerlendirilebilir.
Dolayısıyla yalnızca kişinin sırtının dönmüş olması değil, saldırının devam edip etmediği önemlidir.
Meşru Müdafaa Yalnızca Kendi Hakkımızı Korumak İçin Mi Kullanılabilir?
Hayır.
TCK m.25/1 açıkça kişinin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabileceğini düzenlemektedir.
Dolayısıyla saldırıya uğrayan kişinin yakınınız olması gerekmez.
Sokakta hiç tanımadığınız bir kişinin ağır bir saldırıya uğradığını görmeniz hâlinde de şartları bulunuyorsa saldırıya uğrayan kişiyi korumak amacıyla müdahalede bulunabilirsiniz.
Başkasını Korumak İçin Meşru Müdafaa Mümkün Müdür?
Evet.
Üçüncü kişi lehine meşru müdafaa mümkündür.
Örneğin bir kişinin başka bir kişiyi bıçakla öldürmeye çalıştığını gören üçüncü kişinin saldırıyı engellemek için zorunlu ve orantılı müdahalede bulunması meşru müdafaa kapsamında değerlendirilebilir.
Korunan kişinin aile yakını olması şart değildir.
Eşi veya Çocuğu Korumak İçin Meşru Müdafaa Olur Mu?
Evet.
Eşine, çocuğuna, anne veya babasına ya da başka bir kişiye yönelmiş haksız saldırıya karşı savunmada bulunulabilir.
Burada da diğer meşru müdafaa şartlarının gerçekleşmesi gerekir.
Savunmanın amacı saldırıyı önlemek olmalı ve kullanılan güç somut olayın koşullarına göre gerekli ve orantılı olmalıdır.
Meşru Müdafaa Yalnızca Hayata Yönelik Saldırılarda Mı Uygulanır?
Hayır.
5237 sayılı TCK bakımından meşru müdafaa yalnızca yaşam hakkına yönelik saldırılarla sınırlandırılmamıştır.
Kişinin kendisine veya başkasına ait hukuken korunan herhangi bir hakkına yönelik haksız saldırı bakımından koşulları varsa meşru müdafaa gündeme gelebilir.
Ancak saldırıya uğrayan hakkın niteliği savunmanın orantılı olup olmadığının belirlenmesinde önem taşır.
Mala Yönelik Saldırıda Meşru Müdafaa Olur Mu?
Koşulları varsa olabilir.
Örneğin devam eden bir mala zarar verme veya malvarlığına yönelik haksız saldırının önlenmesi için gerekli ölçüde müdahalede bulunulabilir.
Ancak çok düşük değerli bir mala yönelik saldırıya karşı saldırganın yaşamına yönelik ağır bir müdahalede bulunulması orantılılık bakımından ciddi sorun yaratabilir.
Bu nedenle korunan hak ile savunma sonucunda saldırgana verilen zarar birlikte değerlendirilir.
Hırsıza Karşı Meşru Müdafaa Olur Mu?
Koşulları varsa evet.
Hırsızlık eylemi devam ederken kişinin malvarlığına yönelik haksız saldırıyı önlemek için müdahalede bulunması mümkündür.
Ancak hırsızın artık eşyayı bırakarak kaçtığı ve saldırının sona erdiği durumda gerçekleştirilen ağır şiddet eylemleri meşru müdafaa kapsamında olmayabilir.
Her olayda saldırının devam edip etmediği ve savunmanın ölçüsü incelenmelidir.
Eve Giren Hırsızı Öldürmek Her Durumda Meşru Müdafaa Mıdır?
Hayır.
Bir kişinin hukuka aykırı biçimde eve girmiş olması otomatik olarak ev sahibine sınırsız güç kullanma hakkı vermez.
Olay sırasında hırsızın davranışı, silahlı olup olmadığı, ev sahibine veya başkalarına saldırıp saldırmadığı, saldırının ağırlığı ve savunmanın zorunluluğu değerlendirilmelidir.
Eve giren kişinin ev sahibine bıçak veya silahla saldırması ile herhangi bir saldırıda bulunmadan kaçmaya çalışması aynı hukuki değerlendirmeye tabi tutulamaz.
Bıçaklı Saldırıya Karşı Silah Kullanmak Meşru Müdafaa Olabilir Mi?
Olabilir.
Meşru müdafaada kullanılan araçların mutlaka aynı olması gerekmez.
Bıçaklı saldırıya karşı yalnızca bıçak kullanılması gerektiği şeklinde bir kural bulunmamaktadır.
Saldırının yakınlığı, saldırganın fiziksel gücü, taraflar arasındaki mesafe, kaç kişinin saldırdığı, savunmada bulunan kişinin fiziksel durumu ve olayın gerçekleştiği ortam birlikte değerlendirilir.
Hayati tehlike oluşturan bıçaklı saldırıya karşı ateşli silah kullanılması bazı durumlarda orantılı savunma kabul edilebilir.
Yumrukla Saldırıya Karşı Silah Kullanmak Meşru Müdafaa Mıdır?
Her durumda değildir.
Yumrukla gerçekleştirilen saldırının niteliği, saldırganların sayısı, fiziksel güç farkı, saldırının yoğunluğu ve savunulan kişinin içinde bulunduğu tehlike değerlendirilmelidir.
Tek bir hafif yumruğa karşı ölümcül bölgeye ateş edilmesi çoğu durumda orantılılık sorununa yol açabilir.
Buna karşılık birden fazla kişinin ağır biçimde dövdüğü, yere düşürdüğü ve hayati tehlike oluşturduğu kişiden her durumda yalnızca yumrukla karşılık vermesi beklenemez.
Dolayısıyla araçların isimleri değil, somut saldırının meydana getirdiği tehlike esas alınmalıdır.
Silaha Karşı Silah Kullanmak Otomatik Olarak Meşru Müdafaa Mıdır?
Hayır.
Saldırganın silahlı olması önemli olmakla birlikte tek başına yeterli değildir.
Silahın gerçekten saldırıda kullanılıp kullanılmadığı, saldırının güncelliği, taraflar arasındaki mesafe ve savunmanın saldırıyı önlemek için gerekli olup olmadığı değerlendirilmelidir.
Silahlı saldırı sona erdikten sonra saldırganın takip edilerek vurulması farklı bir hukuki değerlendirme gerektirir.
Savunmanın Zorunlu Olması Ne Demektir?
Savunma saldırıyı bertaraf etmek için gerekli olmalıdır.
Failin gerçekleştirdiği hareketin saldırıyla ilgisi bulunmalı ve saldırının sona erdirilmesine yönelik olmalıdır.
Saldırının herhangi bir müdahale olmadan sona erdiği durumda sonradan gerçekleştirilen karşı eylem savunma olarak nitelendirilemez.
Saldırıdan Kaçmak Zorunlu Mudur?
Meşru müdafaanın değerlendirilmesinde hukuk düzeni saldırıya uğrayan kişiye kategorik biçimde;
“Kaçma imkânın vardı, neden kaçmadın?”
şeklinde mutlak bir yükümlülük yüklemez.
Kişinin haksız saldırı karşısında hukuken korunan hakkını savunabilmesi mümkündür.
Bununla birlikte somut olayda savunmanın gerçekten zorunlu olup olmadığı değerlendirilirken olayın bütün koşulları göz önünde bulundurulur.
Meşru müdafaa değerlendirmesi saldırıya uğrayan kişiden olay anında teorik ve kusursuz alternatifler üretmesini bekleyen soyut bir değerlendirmeye dönüştürülmemelidir.
Sanığın Başka Türlü Kurtulma İmkânı Varsa Meşru Müdafaa Olmaz Mı?
Her alternatif imkânın bulunması meşru müdafaayı otomatik olarak ortadan kaldırmaz.
Değerlendirme olay anındaki gerçek koşullara göre yapılmalıdır.
Sanığın saniyeler içerisinde gelişen ağır saldırı karşısında sonradan masa başında üretilebilecek bütün alternatifleri düşünmesi beklenemez.
Ancak saldırının kolaylıkla ve daha hafif bir yöntemle bertaraf edilebileceğinin açık olduğu durumlar savunmanın zorunluluğu ve orantısı bakımından dikkate alınabilir.
Meşru Müdafaada Orantılılık Nedir?
Savunmanın saldırıyla ölçülü olması gerekir.
Orantılılık yalnızca;
yumruğa yumruk, bıçağa bıçak, silaha silah
şeklinde mekanik bir karşılaştırma değildir.
Saldırının ağırlığı, saldırganların sayısı, kullanılan araçlar, tarafların fiziksel özellikleri, saldırının yöneldiği hak, saldırının yoğunluğu ve olayın gerçekleştiği ortam birlikte değerlendirilir.
Savunmada Kullanılan Silahın Saldırganın Silahıyla Aynı Olması Gerekir Mi?
Hayır.
Orantılılık araçların birebir aynı olmasını gerektirmez.
Fiziksel olarak çok güçlü bir kişinin ağır saldırısına maruz kalan daha güçsüz kişinin kendisini korumak amacıyla bir araç kullanması mümkün olabilir.
Önemli olan kullanılan aracın ve kullanım biçiminin saldırıyı defetme amacı bakımından somut olayda makul olup olmadığıdır.
Saldırganın Kaç Kişi Olduğu Önemli Midir?
Evet.
Bir kişinin tek kişi tarafından saldırıya uğraması ile beş kişinin saldırısına uğraması aynı şekilde değerlendirilemez.
Saldırganların sayısı savunmanın zorunluluğu ve orantılılığı bakımından önemli bir faktördür.
Birden fazla kişinin birlikte gerçekleştirdiği ağır saldırı karşısında savunmada bulunan kişinin daha etkili bir araç kullanması somut olayın koşullarında orantılı kabul edilebilir.
Fiziksel Güç Farkı Önemli Midir?
Evet.
Saldırgan ve savunmada bulunan kişinin yaşı, fiziksel gücü, sağlık durumu ve diğer kişisel özellikleri orantılılık değerlendirmesinde dikkate alınabilir.
Örneğin fiziksel olarak çok güçlü bir kişinin yaşlı veya bedensel olarak güçsüz bir kişiye yönelik ağır saldırısında savunma aracının farklı olması tek başına orantısızlık anlamına gelmez.
Kadının Erkek Saldırgana Karşı Silah Kullanması Orantısız Mıdır?
Yalnızca tarafların cinsiyetinden hareketle otomatik bir sonuç çıkarılamaz.
Saldırının niteliği, fiziksel güç farkı, kullanılan araç, saldırının devam edip etmediği ve savunmada bulunan kişinin içinde bulunduğu gerçek tehlike değerlendirilmelidir.
Özellikle ağır fiziksel veya cinsel saldırı sırasında kişinin kendisini korumak için daha etkili bir araç kullanması somut olayın koşullarında meşru müdafaa oluşturabilir.
Kaç El Ateş Edildiği Meşru Müdafaa Açısından Önemli Midir?
Önemli olabilir ancak tek başına belirleyici değildir.
Sanığın bir kez mi yoksa birden fazla kez mi ateş ettiği saldırının yoğunluğu ve savunmanın ölçüsü bakımından değerlendirilir.
Ancak;
“Sekiz kez ateş etti, o hâlde meşru müdafaa olamaz.”
şeklinde yalnızca atış sayısına dayalı otomatik bir değerlendirme yapılmamalıdır.
Saldırganın hâlen ateş edip etmediği, olayın kaç saniye sürdüğü, sanığın yaralanıp yaralanmadığı ve saldırının devam edip etmediği birlikte değerlendirilmelidir.
Yargıtay Ateş Sayısını Nasıl Değerlendiriyor?
Yargıtay kararlarında ateş sayısı tek başına değil, saldırının gerçekleşme biçimiyle birlikte ele alınmaktadır.
Silahlı saldırının devam ettiği, sanığın veya yakınlarının vurulduğu ve karşılıklı ateşin eş zamanlı gerçekleştiği bir olayda birden fazla atış yapılmış olması tek başına savunma amacının ortadan kalktığını göstermeyebilir.
Buna karşılık saldırı sona erdikten sonra ateşe devam edilmesi savunmanın sınırları bakımından farklı değerlendirilir.
Havaya Ateş Etmek Zorunlu Mudur?
Her olayda sanığın önce havaya ateş etmesi gerektiği şeklinde genel bir hukuk kuralı bulunmamaktadır.
Ancak olayın özelliklerine göre saldırının daha hafif bir yöntemle bertaraf edilmesinin mümkün olup olmadığı orantılılık değerlendirmesinde dikkate alınabilir.
Özellikle saniyeler içinde gelişen silahlı veya bıçaklı saldırılarda değerlendirme olay anındaki koşullara göre yapılmalıdır.
Saldırganın Bacağına Ateş Etmek Zorunlu Mudur?
Her durumda;
“Öldürmek yerine bacağına ateş etmeliydi.”
şeklinde otomatik bir kural bulunmamaktadır.
Ancak saldırıyı daha ölçülü şekilde defetme imkânının açıkça bulunup bulunmadığı orantılılık incelemesinin parçasıdır.
Saniyeler içerisinde ölüm tehlikesiyle karşılaşan kişiden cerrahi hassasiyetle belirli bir vücut bölgesini hedeflemesi beklenip beklenemeyeceği somut olayın koşullarına göre değerlendirilmelidir.
Saldırgan Yaralandıktan Sonra Ateşe Devam Edilirse Ne Olur?
Saldırganın yaralanmasıyla saldırı sona ermişse bundan sonraki eylemler meşru müdafaa kapsamında olmayabilir.
Ancak saldırgan yaralanmasına rağmen silah kullanmaya veya saldırıya devam ediyorsa savunma ihtiyacı da devam edebilir.
Dolayısıyla belirleyici olan saldırganın yaralanmış olması değil, haksız saldırının fiilen devam edip etmediğidir.
Saldırgan Yere Düştükten Sonra Vurulursa Meşru Müdafaa Olur Mu?
Yere düşmek tek başına saldırının sona erdiğini göstermeyebilir.
Saldırgan yerdeyken hâlen ateş ediyor veya saldırıya devam edebilecek durumdaysa tehlike sürebilir.
Buna karşılık saldırgan etkisiz hâle gelmiş ve artık saldırı kabiliyeti bulunmuyorsa bundan sonra gerçekleştirilen eylemlerin meşru müdafaa kapsamında kabul edilmesi güçleşir.
Saldırganın Silahı Elinden Düştükten Sonra Öldürülmesi Meşru Müdafaa Mıdır?
Silahın elinden düşmesiyle saldırı tamamen sona ermiş ve saldırgan artık tehlike oluşturmuyorsa savunma zorunluluğu da sona erebilir.
Bu aşamadan sonra gerçekleştirilen öldürme veya yaralama eylemi meşru müdafaa yerine koşulları varsa haksız tahrik kapsamında değerlendirilebilir.
Ancak saldırganın başka bir silaha ulaşması veya saldırıya hemen devam etmesinin muhakkak olması gibi durumlar ayrıca değerlendirilmelidir.
Meşru Müdafaa ile Haksız Tahrik Arasındaki Fark Nedir?
Meşru müdafaada amaç devam eden veya gerçekleşmesi ya da tekrarı muhakkak saldırıyı bertaraf etmektir.
Haksız tahrikte ise kişi haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işlemektedir.
Meşru müdafaa hukuka uygunluk nedenidir ve şartları tamamen gerçekleştiğinde ceza verilmez.
Haksız tahrik ise hukuka aykırılığı ortadan kaldırmaz; yalnızca cezada indirim sağlar.
Bu nedenle saldırının hâlen devam edip etmediği son derece önemlidir.
Saldırı Sona Erdikten Sonra Öfkeyle Karşılık Vermek Hangi Kapsamdadır?
Saldırı sona ermiş ve artık savunma zorunluluğu kalmamışsa meşru müdafaa şartları bulunmayabilir.
Ancak fail saldırının meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında karşılık vermişse TCK m.29 kapsamında haksız tahrik değerlendirilebilir.
Bu nedenle aynı olayda meşru müdafaa ile haksız tahrik arasında ince bir sınır bulunabilir.
Meşru Müdafaada Sınırın Aşılması Nedir?
Kişi başlangıçta meşru müdafaa şartları içerisinde hareket ettiği hâlde savunmada gerekli ölçüyü aşabilir.
TCK m.27 bu duruma ilişkin özel hükümler içermektedir.
Özellikle meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek heyecan, korku veya telaştan kaynaklanmışsa TCK m.27/2 gündeme gelir.
Bu durumda şartları varsa faile ceza verilmez.
Meşru Müdafaada Sınır Heyecan, Korku veya Telaşla Aşılırsa Ne Olur?
TCK m.27/2 uyarınca meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmişse faile ceza verilmez.
Burada failin psikolojik durumu önem taşımaktadır.
Örneğin silahlı saldırıya uğrayan kişinin saniyeler içinde yaşadığı ölüm korkusu nedeniyle savunmanın ölçüsünü aşması bu kapsamda değerlendirilebilir.
Yargıtay da sınırın aşılması değerlendirmesinde saldırının kişide oluşturduğu psikolojik durumun belirleyici olduğunu kabul etmektedir.
Öfke Nedeniyle Sınırın Aşılması TCK m.27/2 Kapsamında Mıdır?
Her durumda değildir.
TCK m.27/2 özellikle heyecan, korku veya telaş nedeniyle sınırın aşılmasını düzenlemektedir.
Fail saldırıyı bertaraf etmekten ziyade öfke, kin veya intikam amacıyla hareket etmişse meşru müdafaada sınırın aşılması yerine haksız tahrik gündeme gelebilir.
Bu nedenle failin saldırı anındaki psikolojik durumu ve eylemin amacı önemlidir.
Meşru Müdafaada Sınır Kasten Aşılırsa Ne Olur?
Sınırın bilinçli ve kasıtlı biçimde aşılması hâlinde TCK m.27/2'nin uygulanma şartları bulunmayabilir.
Örneğin saldırının gerektirdiği savunma sınırını bilerek aşan ve saldırganı cezalandırma amacıyla hareket eden kişinin durumu farklı değerlendirilir.
Somut olayda haksız tahrik veya diğer hükümler gündeme gelebilir.
Meşru Müdafaa ile Zorunluluk Hâli Aynı Şey Midir?
Hayır.
Meşru müdafaada kişiye yönelik haksız bir saldırı bulunmaktadır.
Zorunluluk hâlinde ise kişinin kendisine veya başkasına ait bir hak ağır ve muhakkak bir tehlikeyle karşı karşıyadır.
Örneğin bir insanın saldırısına karşı savunma meşru müdafaa kapsamında olabilirken doğal afet veya saldırı amacıyla yönlendirilmemiş bir hayvanın oluşturduğu tehlikeden kurtulmak zorunluluk hâli kapsamında değerlendirilebilir.
Hayvan Saldırısına Karşı Meşru Müdafaa Olur Mu?
Hayvan kendiliğinden saldırıyorsa ortada insan tarafından gerçekleştirilen haksız saldırı bulunmadığından olay esas olarak zorunluluk hâli kapsamında değerlendirilebilir.
Ancak bir kişi köpeğini başka bir kişiye saldırması amacıyla bilerek yönlendirmişse hayvan saldırının aracı hâline gelir.
Bu durumda saldırı hukuken hayvanı yönlendiren kişiye bağlanabilir ve meşru müdafaa gündeme gelebilir.
Sanık Kavgayı Kendisi Başlattıysa Meşru Müdafaadan Yararlanabilir Mi?
Bu konu somut olayın gelişimine göre değerlendirilmelidir.
Kişinin kendi haksız davranışıyla oluşturduğu durumu daha sonra sınırsız biçimde meşru müdafaa gerekçesine dönüştürmesi mümkün değildir.
Ancak sanığın başlattığı sınırlı bir haksız harekete karşı diğer tarafın açık biçimde aşırı ve yeni bir ağır saldırıya başlaması durumunda olayın sonraki aşaması ayrıca değerlendirilmelidir.
Örneğin sözlü tartışmayı başlatan kişinin karşı tarafça silahla öldürülmeye çalışılması hâlinde sonraki ağır saldırıya karşı savunma hakkının bulunup bulunmadığı olayın özelliklerine göre incelenmelidir.
Karşılıklı Kavgada Meşru Müdafaa Olur Mu?
Olabilir ancak olayın başlangıcı ve gelişimi ayrıntılı biçimde belirlenmelidir.
Tarafların karşılıklı olarak kavga etmeye karar vererek birbirlerine saldırması ile bir tarafın haksız saldırısına diğer tarafın savunma amacıyla karşılık vermesi aynı değildir.
Bu nedenle;
ilk saldırıyı kimin yaptığı,
tarafların hangi aşamada hangi eylemi gerçekleştirdiği,
saldırının devam edip etmediği
ve karşılığın savunma amacı taşıyıp taşımadığı
belirlenmelidir.
İlk Haksız Hareket Meşru Müdafaada Önemli Midir?
Evet ancak haksız tahrikteki değerlendirmeyle tamamen aynı değildir.
Meşru müdafaada asıl mesele suç teşkil eden eylemin gerçekleştirildiği anda sanığa veya başkasına yönelik güncel haksız saldırının bulunup bulunmadığıdır.
İlk hareket olayın nasıl geliştiğini anlamak açısından önemlidir.
Ancak olayın sonraki aşamalarında yeni ve bağımsız ağır saldırılar meydana gelmiş olabilir.
Bu nedenle olay yalnızca ilk saniyesine bakılarak değil bütün gelişimi içerisinde değerlendirilmelidir.
Meşru Müdafaa İçin Sanığın Yaralanması Gerekir Mi?
Hayır.
Kişinin meşru müdafaadan yararlanabilmesi için mutlaka yaralanmış olması gerekmez.
Zaten meşru müdafaanın amacı saldırının zarar meydana getirmesini önlemektir.
Bir kişinin kendisine doğrultulan silaha karşı savunmada bulunabilmesi için önce vurulmasını beklemesi düşünülemez.
Ancak sanığın yaralanmış olması saldırının varlığı ve ağırlığı bakımından önemli bir delil oluşturabilir.
Saldırganın Sanıktan Daha Fazla Yaralanması Meşru Müdafaayı Ortadan Kaldırır Mı?
Tek başına hayır.
Savunma sonucunda saldırganın daha ağır yaralanması otomatik olarak meşru müdafaanın bulunmadığını göstermez.
Önemli olan savunmanın saldırı anındaki hâl ve koşullara göre gerekli ve orantılı olup olmadığıdır.
Sonucun ağırlığı önemli olmakla birlikte tek başına belirleyici değildir.
Meşru Müdafaa Öldürme Suçunda Uygulanabilir Mi?
Evet.
Kasten öldürme suçlarında meşru müdafaa uygulanabilir.
Örneğin sanığın kendisine veya başka bir kişiye yönelik ölümcül silahlı saldırıyı başka şekilde bertaraf etmesinin mümkün olmadığı ve saldırgana karşı orantılı biçimde silah kullandığı kabul edilirse TCK m.25/1 gündeme gelebilir.
Şartların tamamen gerçekleşmesi hâlinde sanık kasten öldürme suçundan cezalandırılmaz.
Kasten Yaralama Suçunda Meşru Müdafaa Uygulanabilir Mi?
Evet.
Kasten yaralama dosyalarında meşru müdafaa oldukça sık tartışılmaktadır.
Özellikle karşılıklı kavga dosyalarında sanığın saldıran taraf mı yoksa kendisini savunan taraf mı olduğunun belirlenmesi önemlidir.
Kamera kayıtları, tanık anlatımları ve tarafların yaralanma biçimleri bu ayrım bakımından önem taşıyabilir.
Silahla Yaralama Suçunda Meşru Müdafaa Olabilir Mi?
Evet.
Sanığın ateşli silah kullanması tek başına meşru müdafaa hükümlerinin uygulanmasına engel değildir.
Saldırının niteliği, kullanılan araç, taraflar arasındaki mesafe, saldırgan sayısı, sanığın veya üçüncü kişinin maruz kaldığı tehlike ve ateş edildiği sırada saldırının devam edip etmediği değerlendirilmelidir.
Meşru Müdafaa Varsa Beraat Kararı Mı Verilir?
Evet.
Meşru müdafaa bir hukuka uygunluk nedenidir.
CMK m.223/2-d uyarınca yüklenen suçun sanık tarafından işlenmesine rağmen olayda bir hukuka uygunluk nedeninin bulunması hâlinde beraat kararı verilir.
Dolayısıyla TCK m.25/1 anlamında tam meşru müdafaa şartlarının gerçekleşmesi durumunda sonuç cezada indirim değil, beraattir.
Meşru Müdafaada Sınırın Aşılması Hâlinde Beraat Mi Verilir?
TCK m.27/2 kapsamında meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek heyecan, korku veya telaştan kaynaklanıyorsa hukuki sonuç tam meşru müdafaadan farklıdır.
Bu durumda CMK m.223/3-c kapsamında ceza verilmesine yer olmadığı kararı gündeme gelir.
Bu nedenle tam meşru müdafaa ile meşru müdafaada sınırın aşılması hukuki sonuç bakımından birbirinden ayrılmalıdır.
Meşru Müdafaa Re'sen Dikkate Alınır Mı?
Evet.
Sanık açıkça;
“Meşru müdafaa hükümlerinin uygulanmasını talep ediyorum.”
dememiş olsa bile dosyadaki deliller bu ihtimali ortaya koyuyorsa mahkemenin hukuki değerlendirme yapması gerekir.
Sanığın olay anlatımı meşru müdafaa ihtimalini ortaya çıkarıyorsa gerekli deliller araştırılmalıdır.
Sanık Meşru Müdafaa İddiasında Bulunursa Suçu İkrar Etmiş Sayılır Mı?
Her durumda hayır.
Savunma alternatifli olarak kurulabilir.
Sanık öncelikle eylemi gerçekleştirmediğini savunabilir ve mahkemenin aksi kanaate ulaşması ihtimaline karşı;
“Mahkemenizce eylemin müvekkil tarafından gerçekleştirildiği kabul edilecek olsa dahi TCK m.25/1 kapsamında meşru müdafaa şartları bulunmaktadır.”
şeklinde hukuki savunma yapılabilir.
Bu tür alternatif hukuki savunma otomatik olarak suçun ikrarı anlamına gelmez.
Meşru Müdafaa İddiasını Sanık Mı İspatlamak Zorundadır?
Sanığın masumiyetini veya kendisi lehine bütün hususları kesin olarak ispatlama yükümlülüğü bulunmamaktadır.
Mahkeme dosyadaki bütün delilleri birlikte değerlendirmelidir.
Sanığın meşru müdafaa savunmasını destekleyen somut olgular varsa bunların araştırılması gerekir.
Özellikle olayın başlangıcını gösteren kamera kayıtları, tanıklar, adli raporlar ve kriminal deliller değerlendirilmeden savunmanın soyut biçimde reddedilmesi doğru değildir.
Kamera Kaydı Meşru Müdafaa Açısından Önemli Midir?
Son derece önemlidir.
Kamera görüntüsü;
ilk saldırıyı kimin gerçekleştirdiğini,
saldırının ne kadar sürdüğünü,
taraflar arasındaki mesafeyi,
saldırganın silahlı olup olmadığını,
sanığın ne zaman karşılık verdiğini
ve saldırının ne zaman sona erdiğini
gösterebilir.
Bu nedenle özellikle kavga, yaralama ve öldürme dosyalarında olayın öncesini ve sonrasını içeren kamera kayıtlarının eksiksiz getirtilmesi önemlidir.
Kamera Kaydının Yalnızca Olayın Sonunu Göstermesi Yeterli Midir?
Her zaman değildir.
Örneğin kamera kaydı sanığın mağdura vurduğu anı gösteriyor ancak mağdurun birkaç saniye önce sanığa saldırdığı bölüm kayıtta bulunmuyorsa görüntü olayın tamamını açıklamayabilir.
Bu nedenle görüntülerin mümkün olduğunca olayın öncesini, gerçekleşme anını ve sonrasını kapsaması gerekir.
Meşru müdafaa değerlendirmesinde olayın başlangıcı özellikle önemlidir.
Tanık Beyanları Meşru Müdafaada Nasıl Değerlendirilir?
Tanıkların olayın hangi aşamasını gördüğü belirlenmelidir.
Yalnızca kavganın son bölümünü gören tanığın;
“Sanık mağdura vuruyordu.”
şeklindeki anlatımı olayın başlangıcını açıklamayabilir.
Tanığın ilk saldırıyı görüp görmediği, taraflarla ilişkisi ve anlatımının diğer delillerle uyumu değerlendirilmelidir.
Adli Raporlar Meşru Müdafaa İçin Önemli Midir?
Evet.
Sanığın vücudundaki yaralanmalar saldırının varlığını ve ağırlığını destekleyebilir.
Örneğin sanığın bıçakla yaralanmış olması bıçaklı saldırıya uğradığı yönündeki savunmasını destekleyebilir.
Ancak rapor tek başına saldırının kim tarafından başlatıldığını göstermeyebilir.
Bu nedenle adli raporlar diğer delillerle birlikte değerlendirilmelidir.
Olay Yeri İncelemesi Meşru Müdafaa Açısından Önemli Midir?
Evet.
Mermi kovanlarının konumu, kan izleri, taraflar arasındaki mesafe, olay yerindeki engeller, kaçış yolları ve diğer fiziksel bulgular tarafların anlatımlarının doğruluğunun kontrol edilmesini sağlayabilir.
Özellikle silahlı olaylarda balistik bulgular ve olay yeri krokisi meşru müdafaa savunmasının değerlendirilmesinde son derece önemlidir.
Balistik Rapor Meşru Müdafaa Savunmasını Etkiler Mi?
Evet.
Balistik inceleme hangi silahtan kaç el ateş edildiğini, olay yerindeki kovanların hangi silaha ait olduğunu ve bazı durumlarda tarafların anlatımlarının maddi bulgularla uyumunu ortaya koyabilir.
Örneğin sanık saldırganın kendisine ateş ettiğini savunuyorsa olay yerinde saldırgana ait silahtan çıkan kovanların bulunması savunmayı destekleyebilir.
Sanığın Yaralanma Raporu Mutlaka Dosyaya Getirilmeli Midir?
Meşru müdafaa iddiası bulunan dosyalarda sanığın olay nedeniyle aldığı sağlık raporlarının incelenmesi önemlidir.
Yaralanmanın yeri, niteliği ve ağırlığı saldırının gerçekleşme biçimi konusunda objektif veri sağlayabilir.
Özellikle sanığın ağır saldırıya uğradığını ileri sürdüğü hâlde bu raporların değerlendirilmemesi eksik inceleme iddiasına neden olabilir.
Meşru Müdafaa Savunması Nasıl Yapılmalıdır?
Meşru müdafaa savunması yalnızca;
“Kendimi savundum.”
cümlesinden ibaret bırakılmamalıdır.
Öncelikle saldırının nasıl başladığı kronolojik biçimde ortaya konulmalıdır.
Saldırganın hangi hareketi yaptığı, kullandığı araç, taraflar arasındaki mesafe, saldırının yöneldiği kişi ve saldırının yoğunluğu belirlenmelidir.
Daha sonra sanığın hangi anda ve neden savunmaya geçtiği açıklanmalıdır.
Özellikle savunmanın gerçekleştiği anda saldırının hâlen devam ettiği veya gerçekleşmesi ya da tekrarı muhakkak olduğu ortaya konulmalıdır.
Ardından kullanılan savunma aracının neden gerekli olduğu ve saldırıyla neden orantılı bulunduğu somutlaştırılmalıdır.
Kamera kayıtları, tanık anlatımları, sanığın ve diğer kişilerin doktor raporları, olay yeri krokisi, balistik raporları, kovanların konumu, silahların niteliği ve diğer kriminal deliller birlikte değerlendirilmelidir.
Savunmanın temel sorusu şu olmalıdır:
“Sanığın fiili gerçekleştirdiği anda kendisine veya başka bir kişiye yönelik devam eden ya da gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak haksız bir saldırı var mıydı ve sanığın eylemi bu saldırıyı bertaraf etmek için o anki hâl ve koşullara göre zorunlu ve orantılı mıydı?”
Meşru Müdafaa Savunması Reddedilirse Haksız Tahrik Talep Edilebilir Mi?
Evet.
Savunma kademeli veya alternatifli kurulabilir.
Öncelikle TCK m.25/1 kapsamında tam meşru müdafaa nedeniyle beraat talep edilebilir.
Mahkemenin savunmanın orantılı olmadığı veya saldırının sona erdiği kanaatine ulaşması ihtimaline karşı TCK m.27 kapsamında meşru müdafaada sınırın aşılması değerlendirilebilir.
Bunların da kabul edilmemesi hâlinde olayın şartlarına göre TCK m.29 kapsamında haksız tahrik hükümlerinin uygulanması talep edilebilir.
Ancak bu kurumların şartları birbirinden farklıdır ve her biri somut olay bakımından ayrıca gerekçelendirilmelidir.
Meşru Müdafaanın Uygulanmaması İstinaf Nedeni Olabilir Mi?
Evet.
Dosyadaki deliller meşru müdafaa ihtimalini desteklediği hâlde mahkeme bu savunmayı yeterli gerekçe göstermeden reddetmişse istinaf başvurusunda ileri sürülebilir.
Özellikle;
saldırının devam edip etmediğinin yanlış değerlendirilmesi,
kamera kayıtlarının eksik incelenmesi,
sanığın yaralanmalarının dikkate alınmaması,
saldırganın silah kullanmasının değerlendirilmemesi
veya orantılılık incelemesinin soyut yapılması
kanun yolu başvurusunda tartışılabilir.
Meşru Müdafaa Temyiz Nedeni Olabilir Mi?
Dosyanın temyize tabi olması hâlinde meşru müdafaa şartlarının yanlış değerlendirilmesi temyiz konusu yapılabilir.
Özellikle mahkemenin saldırı ve savunmaya ilişkin şartları ayrı ayrı değerlendirmemesi veya TCK m.25 ile TCK m.27 arasındaki ayrımı hatalı yapması hükmün hukuka uygunluğu bakımından önem taşır.
Yargıtay Meşru Müdafaada Hangi Şartları Arıyor?
Yargıtay Ceza Genel Kurulu uygulamasında meşru müdafaa için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi aranmaktadır.
Saldırı bakımından;
haksız saldırının varlığı,
hukuken korunabilir bir hakka yönelmesi
ve saldırı ile savunmanın zaman bakımından bağlantılı olması önem taşır.
Savunma bakımından ise;
savunmanın zorunlu olması,
saldırgana yönelmesi
ve saldırı ile savunma arasında oran bulunması aranmaktadır.
Değerlendirme olaydan sonra sakin bir ortamda teorik olarak değil, saldırının gerçekleştiği o andaki hâl ve koşullara göre yapılmalıdır.
Yargıtay Silahlı Saldırılarda Meşru Müdafaayı Nasıl Değerlendiriyor?
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun incelediği silahlı olaylarda saldırı ile savunmanın eş zamanlı olup olmadığı özellikle önem taşımaktadır.
Nitekim silahlı saldırının devam ettiği, sanığın ve yakınının vurulduğu ve tarafların karşılıklı olarak ateş ettiği olaylarda savunmanın saldırıyı bertaraf etmeye yönelik olup olmadığı değerlendirilmiştir.
Buna karşılık saldırı ile savunma arasındaki oranın açık biçimde bozulduğu olaylarda tam meşru müdafaa kabul edilmeyebilmektedir.
Bu nedenle silahın kullanılmış olması tek başına sonucu belirlemez.
Güncel Yargıtay Kararlarında Meşru Müdafaa Nasıl İnceleniyor?
Güncel Yargıtay kararlarında da meşru müdafaa, meşru müdafaada sınırın aşılması ve haksız tahrik birbirinden ayrılarak incelenmektedir.
Mahkemenin yalnızca;
“Taraflar arasında kavga vardı.”
veya;
“Sanık çok sayıda ateş etti.”
gibi tek bir olguya dayanması yerine saldırının başlangıcı, devam edip etmediği, kullanılan araçlar, tarafların konumu ve savunmanın zorunluluğunu birlikte değerlendirmesi gerekir.
Özellikle saldırının sona ermesinden sonraki intikam veya öfke hareketleri ile devam eden saldırıyı bertaraf etmeye yönelik davranışların birbirinden ayrılması önem taşır.
Meşru Müdafaada Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi Uygulanır Mı?
Evet.
Ceza yargılamasının genel ispat ilkeleri meşru müdafaa tartışılan dosyalarda da geçerlidir.
Olayın nasıl başladığı, saldırının devam edip etmediği veya sanığın savunmasının aksinin ispatlanıp ispatlanmadığı değerlendirilirken giderilemeyen şüphe sanık aleyhine varsayımla doldurulmamalıdır.
Özellikle kamera kaydı bulunmayan ve tarafların farklı anlatımlarda bulunduğu olaylarda objektif delillerin tamamı birlikte değerlendirilmelidir.
Sonuç
Ceza davasında meşru müdafaa, kişinin kendisine veya başka bir kişiye ait bir hakka yönelen haksız saldırıyı bertaraf etmek amacıyla zorunlu ve orantılı biçimde hareket etmesi hâlinde kabul edilir.
TCK m.25/1 kapsamında meşru müdafaanın kabulü için öncelikle haksız bir saldırı bulunmalıdır.
Bu saldırı;
gerçekleşen,
gerçekleşmesi muhakkak
veya tekrarı muhakkak
bir saldırı olmalıdır.
Kişinin saldırıya uğradıktan sonra mutlaka ilk darbeyi yemesi gerekmez.
Ancak gelecekte gerçekleşmesi yalnızca ihtimal dâhilinde bulunan saldırılara karşı önceden gerçekleştirilen eylemler meşru müdafaa kapsamında değerlendirilemez.
Savunmanın da saldırıyı bertaraf etmek bakımından zorunlu olması ve saldırıyla orantılı bulunması gerekir.
Orantılılık;
“yumruğa yumruk, bıçağa bıçak, silaha silah”
şeklinde mekanik bir eşitlik değildir.
Saldırganların sayısı, fiziksel güç farkı, kullanılan araçlar, taraflar arasındaki mesafe, saldırının yoğunluğu, korunan hakkın niteliği ve olayın saniyeler içerisinde nasıl geliştiği birlikte değerlendirilmelidir.
Saldırı tamamen sona erdikten sonra gerçekleştirilen intikam veya karşılık niteliğindeki hareketler kural olarak meşru müdafaa oluşturmaz.
Bu durumda koşulları varsa haksız tahrik gündeme gelebilir.
Meşru müdafaa ile haksız tahrik arasındaki en önemli ayrımlardan biri budur:
Meşru müdafaada amaç saldırıyı durdurmaktır.
Haksız tahrikte ise fail haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında hareket etmektedir.
Tam meşru müdafaa şartlarının bulunması hâlinde CMK m.223/2-d kapsamında beraat kararı verilmelidir.
Savunmada sınır mazur görülebilecek heyecan, korku veya telaş nedeniyle aşılmışsa TCK m.27/2 ve CMK m.223/3-c kapsamında ceza verilmesine yer olmadığı kararı gündeme gelebilir.
Bu nedenle ceza davasında yalnızca;
“Sanık saldırıya uğradı mı?”
sorusu yeterli değildir.
Asıl cevaplandırılması gereken;
“Saldırı haksız mıydı?”
“Sanığın karşılık verdiği anda saldırı devam ediyor muydu?”
“Saldırının gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak mıydı?”
“Savunma gerçekten zorunlu muydu?”
“Kullanılan güç saldırının ağırlığıyla somut olayın koşullarına göre orantılı mıydı?”
ve en önemlisi;
“Sanığın amacı saldırıyı bertaraf etmek miydi, yoksa saldırı sona erdikten sonra intikam almak mıydı?”
sorularıdır.
Meşru müdafaa değerlendirmesi olaydan sonra sakin bir ortamda teorik alternatifler üretilerek değil, sanığın saldırıyla karşı karşıya kaldığı andaki gerçek hâl ve koşullar dikkate alınarak yapılmalıdır.
Ceza Davalarında Hukuki Destek
Meşru müdafaa, meşru müdafaada sınırın aşılması, haksız tahrik, karşılıklı kavga, silahlı saldırı, kasten yaralama ve öldürme suçları, olayın başlangıcının belirlenmesi ve ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler ceza yargılamasında önemli savunma konuları arasında yer almaktadır.
Umut Hukuk ve Danışmanlık
Av. Umutcan SARIKAYA
Telefon: 0542 547 48 51
Telefon: 0542 141 48 51
Adres: Gökevler Mah. 539 Sok. Oğuzkent Sitesi 1-F-8, Esenyurt / İstanbul
Esenyurt, Beylikdüzü, Bahçeşehir, Büyükçekmece, Avcılar, Küçükçekmece ve İstanbul genelinde ceza soruşturması, ceza davası, meşru müdafaa, meşru müdafaada sınırın aşılması, haksız tahrik, kasten yaralama ve öldürme suçları, tutukluluğa itiraz, savunma ve diğer ceza hukuku uyuşmazlıklarına ilişkin hukuki danışmanlık ve dava takip hizmeti sunulmaktadır.